GÖRDÜM
Ardı arkasına patlayan silah sesleri, kahpe bir sevinç nidası… dağın karanlığı çökmüş şehrin üstüne, ölümün korkutucu sisi ve birer birer parlayıp sönen yıldızlar, gökte asılı kalan tekbir sesi -şehidimin son sözleri -….
Süpürge otundan un yapmaya çalışan kadın-ım, yokluğun ne olduğunu anlamayan aç çocuk-larım, katil top mermisinin gürlemesine uyanan bebe-ğim….
-Avlu duvarındaki delik biran önce açılmalı, çeteler mühimmat bekler, yiyecek bekler-
Düşman amansız, kar amansız –koş ninem, koş bacım, düşünme geride bıraktıklarını, onlar senin için, onlar vatan için, onlar Allah için oradalar-
Zeytin’den gelmiş, anlatıyor, gördüm, bebekleri duvarlara vurarak öldürdüler, gördüm…gördüm…-Ermeni kilisesinden gelen çan sesi-
Soysuzlar sakağa dökülmüş düşman karşılamakta- siyah renkli Fransızlar-
Tetiğe birbiri arkasına basıyor Sütçü İmam, anlamalılar -Onlar benim namusum, dokundurtmam-
Evliya Efendi bakır sürahinin içine çivi ve barut dolduruyor – Ermeni kilisesinden gelen çan sesi kesildi- Başardın Evliya Efendi, başardın-
Bakma bana, acıma bana, ben vatan için ben Allah için şehit oldum-
-tanıdım Göllü’lü Yusuf Çavuş, ya siper olduğu ?
Hırlakyan’ın konağından vals sesleri, hanımefendi pek kaprisli, "Bayrak inmeden olmaz." Diyor. -Çürümüş bir medeniyetten ihanet kokuları-
Top sesleri, makineli tüfeğin amansız takırtısı, yangın, duman, soğuk ve açlık, tekbir sesleriyle yere düşen bedenler- Medeniyetin zulümü-
Ezan sesi, Rıdvan Hoca; -Düşman bayrağı altında cuma namazı kılınmaz….-Allahuekber, Allahuekber………..
Allahuekber, Allahuekber……uyandığında tekbir getiriyordu, yatağından doğruldu iç sıkıntısıyla genç adam, sonra hatırladı birden, düşman kaçmıştı, Fransızların ve yardakçıları Ermenilerin kaçışını görmüştü ya dün gece, bugün bayramdı, gülümsedi ve şükretti Allah’a…ve bir o kadar da üzüldü şehit olmadığına … Bir örneği daha yeryüzünde görülmeyen bir direnişin isimsiz kahramanıydı genç adam.
Birinci dünya savaşı sonrası Anadolu, aç gözlü emperyalizm’e satılmış, Fransızların payına da Maraş düşmüştü. Fransızlar, bir kısmı Senegal’li ve Cezayir’li Müslüman askerlerden oluşan beş bin kişilik bir kuvvetle paylarını almak için geldiler. Yaklaşık iki bin Ermeni yardakçı tarafından sevinçle karşılanan Fransız kuvvetleri, bir piyade alayı, dört topçu, iki süvari bölüğü ve dört zırhlı otomobilden oluşan ağırlıklarını bu kuşatma için yeterli görmüşlerdi. Maraş Halkı’nın ise Jandarma dairesinden aldığı sekiz yüz elli silah, iki makineli tüfek, iki adi top –ki bu toplardan yararlanılamadı-, yerli av tüfekleri, bıçak, satır, balta, kılıç gibi silahları vardı. 2500 Maraş’lı, mahalle çeteleri halinde örgütlenmişti.
Adil olmayan bir savaş, adil olmayan güçler arasında başladı. Aslında bu bir savaş değildi, bu bir direnişti. Direnişi başlatan Sütçü İmam’ın kurşunu oldu. Sütçü İmam, 31 Ekim 1919 günü Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan kadınların peçesine el uzatan Fransız üniforması giymiş Ermeni askerine karşı ilk kurşunu sıktı. Onun bu kurşunu yalnızca Ermeni askerine değil medeniyet kisvesine bürünen Avrupa’ya idi. Anlamalıydılar, anlamadılar...
"Arkadaşlar harp başlamıştır. Allah'ın inayeti, Peygamber'in ruhaniyeti, din kardeşlerimizin fedakarlığı ile her şey göze alınmıştır. Vatanımız tek kişi kalana kadar düşmana teslim olunmayacaktır. Gayret bizden yardım Allah'tan."
Bu sözler Mustafa Kemal Paşa tarafından desteklenen Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Arslan Bey aitti. Arslan Bey, savaşın resmen başladığını ilan ediyordu, yayınladığı beyannameyle.
Ve şavaş kendi notlarını düşmeye başladı tarih defterine. Bu defterin her bir sayfası, bir şehidin kanıyla yazıldı, 22 gün 22 gece...
21 Ocak 1920; Fransızlar, şehrin her tarafını makineli tüfek ateşiyle taradılar. Toplar, Ahır Dağı'nı ve çevrede bulunan yolları dövmeye başladı.
23 Ocak 1920; Antep'ten Maraş'a gelmekte olan bir Fransız kolu, Şeyh Adil mevkiinde Türk çeteleri tarafından pusuya düşürüldü. Komutanları ve bir çoğu çatışma sırasında öldürüldü, on iki kişi de esir alındı. Daha sonra esirlerin Maraş Ermenileri olduğu görülünce derhal idam edildiler.
Fransızlar misilleme yapmakta gecikmedi. Türk’lerin yoğun olarak bulunduğu mahalleler, şiddetli topçu ateşi altına alındı. Şehir bir yangın yerine döndü.
Şehrin zenginleri, ellerindeki bütün erzakı teşkilat emrine verdiler. Mahalleler arasında yiyecek, içecek, silah ve malzeme yardımını kolaylaştırmak için yollara hendekler kazıldı. Evlerin avlu duvarları yıkılmak suretiyle geçitler açıldı. Kadınlar ve çocuklar öpülesi elleriyle çetelere yiyecek yetiştiriyorlardı.
Harbin başladığını haber alan Kılıç Ali Bey, Antep'ten gelmesi muhtemel olan Fransız birliklerine karşı, Aksu Köprüsünü tutmak üzere bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra Maraş'a geldi. Karargahını Arapkirli Çiftliği'nde kurdu. Daha sonra halkın maneviyatını yükseltmek için şu beyannameyi yayınladı;
"Memleketi kurtarmak, düşmanla göğüs göğüse çarpışmak için şehre girdim. Düşmanı şehirden çıkaracağız. Allah'ın inayeti bizimle beraberdir."
24 Ocak 1920; Kayabaşı Cephesi'nin düşme ihtimalinin belirmesi üzerine, Abarabaşı Kilisesi'nin baskı altına alınması ve Fransız karargahı ile bağlantısının kesilmesi için Karakızoğlu Muhittin Bey, bir teneke gaz dökerek kendi evini yaktı. Aynışekilde Abdullah Çavuş da kışla bölgesindeki evini yakarak bölgedeki Ermeni evlerinin yanmasını sağladı.
25 Ocak 1920; Mustafa Kemal Paşa'nın emri üzerine, Sivas'ta hazırlanan 200 kişilik süvari bölüğüyle, iki Şınaydır topunu Maraş'a getiren Yüzbaşı Kamil (Polat) karargahını Cancık'ta kurdu. Kışlayı ateş altına aldı.
Evliya Efendi'nin emrindeki çeteler ile diğer çeteler bundan sonraki günlerde şehirdeki direnişi güçlendirmeye çalıştılar.
İslahiye ve Antep'ten, Maraş'a gönderilen Fransız takviye kuvvetleri durdurularak şehre girmeleri engellendi. Bir kısmı da tamamen yok edildi.
29 Ocak 1920 Çocuklar, kadınlar ve savaşamayacak durumda olanlar şehir dışına ve civar köylere gönderildi. Bu göçe "Kaç Kaç" adı verildi. Soğuk ve karlı bir ortamda güçlükle gerçekleştirilen bu harekattaki amaç, çetelerin çoluk çocuğunu düşünmeden daha rahat bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak ve insan kaybını en aza indirmekti.
30 Ocak 1920 Hakim bir noktada bulunan ve etrafını ateş altında tutan Tekke Kilisesi'ni Evliya Efendi'nin çeteleri kuşattı. Bir bakır sürahiye çivi, nal parçaları ve barut koyup bir fitil taktıktan sonra ağzını kapattılar. Kilisenin içerisine atılan bu iptidai bomba, yangına da sebep oldu. Kaçan Ermenilerin hemen hepsi öldürüldü. Bu çatışmalar sırasında kahramanlık destanı yazan Göllü'lü Yusuf Çavuşşehit oldu.
1 Şubat 1920 Savaşşiddetini daha da arttırmaya başladı. O gün Fransızlar çarşıyı ateşe verdiler. Mevlevîhane’yi, Üdürgücü Camii'ni ve Belediye Dairesi'ni yaktılar. Şehir yangın alanına döndü.
2 Şubat 1920 Yörük Selim, Göksun ve çevresinden topladığı seksen süvari ve yüz yirmi piyade ile Maraş'a gelerek, Sulutarla mevkiinde düşmanla savaşa başladı. Şehrin kuzeyinden başlatılan bu saldırı, arazinin açık ve örtüsüz olması nedeniyle başarısız oldu.
3 Şubat 1920; Kuyucak mıntıkasında, düşmanla göğüs göğüse savaşan, gözü pekliği ile tanınan Mıllış Nuri, Kümbet Kilisesi'ne yapılan baskın sırasında karnından yaralanarak şehit oldu.
4 Şubat 1920 Evliya Efendi bütün kuvvetleriyle Taşhan'a yüklendi. Burada sıkıştırılan düşman kuvvetleri beyaz bayrak açıp teslim olacaklarını belirterek Evliya Efendi'yi kapıya istediler. Evliya Efendi kapıya yaklaşır yaklaşmaz bu askerler arasında bulunan Ermeniler, ateş ederek kalleşlik nedir bilmeyen Evliya Efendi'yi şehit ettiler.
5 Şubat 1920 Şehirde savaş bütün hızıyla devam ederken, Ermenilerin çoğunlukta olduğu köylerden gelen haberlere göre, Türk Ahaliye yapılan zulüm son noktaya geldi. Çocuklar ve bebekler duvarlara çarpılarak, elleri ve ayakları koparılarak, gözleri oyularak öldürüldü, kızartılarak analarına zorla yedirildi.
6 Şubat 1920 İslahiye tarafından gelen bir Fransız uçağışehrin üzerinde uçarak kışla ile haberleşmeye çalıştı.
7 Şubat 1920 Büyük bir düşman takviye kuvvetinin gelmekte olduğu haberi üzerine tedbir almak, takviye kuvvetlerini şehre sokmamak ve şehirde mahsur bulunan düşmanla birleşmesine engel olmak için çalışmalar başlatıldı. Ayrıca şehrin tamamen boşaltılarak yakılması ve düşmanın bu yangınla yok edilmesi fikri ağırlık kazanmaya başladı.
8 Şubat 1920 Albay Norman’ın askerleri şiddetli bir topçu ateşinin desteğinde Mercimek Tepe’yi işgal ettiler. Düşman, Mercimek Tepe, Sıtma Pınarı ve Aksu’ya yerleştirdiği toplarla şehri döverken bir taraftan da var gücüyle batıda bulunan kuvvetlerimiz üzerine yüklendi. Amacı, Kışla’da mahsur kalan General Keret’le bağlantı kurabilmekti. Batıdaki kuvvetlerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Maraş, kışladaki topların da şehri dövmeye başlamasıyla iki ateş arasında kaldı.
9 Şubat 1920 Durum, her iki taraf için tehlike arz etmeye başladı. Fransız’lar şehrin her tarafını yoğun top ateşine tuttular. Cephanenin tükenmesi nedeniyle Türk’lerde ümitsizlik işaretleri belirdi. Halk arasında teslim olunacağı söylentileri başladı. Fransızlar ve özellikle Ermenilerin yapabileceği bir katliamdan korkuluyordu. Fransız cephesinde durum, Maraş’lılarınkinden daha kötü idi. Haberleşme hatları kesilmişti. Fransızlar, ancak uçaktan verilen işaretler veya atılan bildirilerle haberleşebiliyorlardı. Şehirde mahsur kalmışlardı.
Şehrin güneyinde bulunan Ermenileri korumak için Binbaşı Corneloup komutasında on piyade ve üç makineli tüfek bölüğü görevlendirildi. O gün Maraş’lıların baskısı daha da arttı. Kışın şiddeti, açlık ve yokluklar Maraş’lıların azminden hiçbir şey kaybettirmedi, hatta topyekün hücuma kalktılar.
10 Şubat 1920 Fransız bombardımanı devam etti. Buna karşılık çetelerimiz de tesirli ve isabetli atışlarına devam etti. Fransızların hareket serbestisine meydan verilmedi.
General Keret geri çekilme planı hazırladı. Aralarında vardıkları karara göre, General’in vereceği ışıklı mermi işareti üzerine geri çekilme başlayacaktı. 10-11 Şubat 1920 gecesi saat 21.00’de geri çekilme başladı. Fransızlar, geri çekilişlerini maskelemek için şehri son defa top ateşine tuttular. Maraş’tan çekilirken atlarının ayaklarını keçelerle sardılar. Fazla yüklerini attılar. Yanlarına aldıkları Ermenilerle birlikte kışladan ayrılan Fransız kuvvetleri, sessizce, şehrin kuzeybatısındaki araziyi aşarak Mercimek Tepe’ye ulaştılar. Daha sonra da ovaya inerek, Sıtma Pınarı mevkiinde kendilerini bekleyen diğer Fransız kuvvetleriyle birleştiler.
11 Şubat 1920 Fransız’ların Maraş’tan çekilmekte ve kaçmakta olduğu haberi şehrin her tarafına yayıldı. Fransızlar, şiddetli soğuk ve kar altında ilerlerken çok perişan oldular. Maraş-Fevzi Paşa yolunda ağırlıklarının büyük bir kısmı kar altında kaldı ve askerlerinin çoğunu kaybettiler. Ayrıca kaçan düşmanı takip eden birliklerimiz, ağır kayıplar verdirerek onları İslahiye’ye kadar takip etti.
Ve savaş kazanıldı. Bu savaş "Kalede Fransız bayrağı dalgalanırken Cuma namazı kılınmaz" diyen Rıdvan Hocaların, çocuğunu süpürge otuyla doyuran anaların, gediklerden kurşun yağmuru altında cephane taşıyan gençlerin, bacısının peçesine el uzattırmayan Sütçü İmam’ların, Sürahiden bomba yapan Evliya Efendi’lerin, kendi eliyle evini yakan Muhittin Bey’lerin, Arslan Bey’lerin, Mıllış Nuri’lerin, Vatan diyen, Bayrak diyen, Millet diyen, Allah diyen insanların, nesebi olmaktan gurur duyduğum atalarımın savaşıydı, kaybedilmesi zaten düşünülemezdi.
Muharrem K. HASANOĞLU
19.01.2000
ANKARA